|
YANKI |
|
Aç-kapa; değişime doğru |
|
İskender ODABAŞOĞLU |
Ekonomide son 30 yılın en düşük bütçe açığı verildi, dış borçlar nominal olarak azaldı. 2006 yılı için Başbakan’ın açıklamasının özeti bu. Nisan ayına, Başbakan’ın ifadesine göre “hayırlı” bir Nisan ayına gidiyoruz. Göksel dinlerde kutsal, hayırlı aylar, günler vardır; miladi takvimde hayırlı ay hakkında bilgi sahibi değilim; bu nedenle fikir serdetmeyeceğim; bu konuyu ihtisasa, sahibi olanlara bırakacağım. Bugün, sosyal değişimle ilgili birkaç yorum yapacağım.
Ekonomide düzelme veya bozulma kısa sürede gerçekleştirilebilir; sosyal yapıdaki düzelme ve bozulma ise uzun yıllar alır. Piyasaya müthiş para girişi olunca ekonomide düzelme görülür, büyük para çıkınca piyasa sallanır. Sosyal yapıda üç hırsız var diye, toplumsal değerler etkilenmez. Öte yandan, değer yargısına sahip olmayanlar çoğunluksa, toplumsal yapıyı sağlıklı hale getirmek on yıllar alır.
> Yönetim Anlayışımız...
Cumhuriyet’e geçeli nerede ise 100 yıl olacak ama, padişahlık hevesinden vazgeçmeyen kültürsüz yöneticilerimizin sayısı gittikçe artıyor. Örneğin; Artvin Valimiz, bir Pazar günü aşçısını çağırmış; evinde alüminyum folyaya sarılı yumurta-sucuk yaptırmış. Yemeği beğenmemiş, aşçıyı ve aynı zamanda mutfakta çalışan eşini ertesi gün hemen işten atmışlar. Kış vakti, çocuklarıyla sokağa salmışlar. Basın haber yapınca, Vali bey “Vur deyince öldürüyorlar, onların görev yerini değiştireceğim” demiş. Yani bir yandan “kıvırtırken”, öte yandan zihniyetini ortaya koymuş. Sucuklu yumurtayı folyada istediğin gibi yapamadı diye bir aileyi işten atacaksın, sonra tepki gelince yine işe alacaksın ama iş yerini değiştireceksin. Sözün özü, herhangi bir yemeği beğenmediği zaman Vali bey aşçıyı başka yere tayin eder. Görmemişliğin alası diye buna denir. Aynı mantıkla, beyefendiye eş dayandıramazsınız! Bu ülkeden nice valiler, kaymakamlar, belediye başkanları geldi geçti. Kimisini anımsamıyoruz bile, zira onlar görevlerini düzgün yaptılar. Bazıları ise; bu tür olaylarla anılacak.
> Zorlamadan Değişim
Toplumda yeniliklere direnen bir kesim her zaman olacak. Bunlara muhafazakarlar diyoruz. Avrupa'nın Hıristiyan demokratları Türkiye'de muhafazakar demokrat oldu. İyi de oldu. Siyasi yelpazede yerlerini aldılar. Avrupa'daki partilerin dinsel teması değil, ekonomik yaklaşımları onların siyasetteki konumunu belirler. Bizimkilerin kullandığı öğeler arasında demokrasi kısmı pek yok, “inanç” kısmı ön planda. Bana sorarsanız, inanç için değil, siyaset ve ticaret için kullanılıyor bu tema. Türk insanının bir bölümü, kimisi olumlu dünya görüşü, kimisi kaderci, kimisi teslimiyetçi, kimisi çıkar beklentisi gibi farklı nedenlerle bu siyasi görüşe tepki göstermiyor. Halbuki, sorumlu birey kayıtsız kalsa da, her ülkesindeki olayları, gelişmeleri takip etmeye çalışmalı, yeri geldiği zaman tavrını koymalı.
Sosyal değişimde zorlama yapılınca, direnç ortaya çıkar. Ancak, bir şeyi kamu yararına ortaya koyuyor gibi görünürken, dolambaçlı yollarla mesafe alabilirsiniz. Toplumda sessiz bekleyiş içinde olanlar, iktidarın eylemlerinin yaratacağı sonuçların ipuçlarını göremiyorlarsa, demokratik yapımız bir sorunla karşı karşıyadır. O zaman, genelde de, yerelde de kimsenin şikayet etmeye hakkı olmaz. Her şey çok güzel olunca, zaten şikayete gerek de kalmaz. Hani bir boksör ringde devamlı dayak yerken, antrenörü “çok iyi gidiyorsun, onu mahvediyorsun” derken, bizim boksör “tamam ben onu mahvediyorum ama beni kim dövüyor” diye sormuş. Sorusu olan?
Köşe yazıları listesi..
|
|